Kapı Açılacak Yoksa Niye Var!

Haziran 10, 2011 at 9:51 am (Genel)

kapı açılacakKolu kendime doğru çekmem halinde kapının açılacağını biliyor ve bunu deniyordum ama hiç fayda etmedi. Taksici ne kadar zorlandığımı fark ettiğinde rahat bir hareketle arkaya uzandı ve bir anda kapıyı açtı; dışarıdayım. Nihayet artık özgürüm tabi zihnimi kurcalayan kapı mefhumunu saymazsak.. Eskiden duyduğum bir cümleyi hatırladım: ‘kapı açılacak; yoksa niye var!’ evet bir kapıydı ve açılacaktı ama kolu biraz daha aynı yöntemle çekseydim elimde kalabilirdi. Peki, kapı mı suçlu olurdu.

Galiba Türkan Şoray’ın oynadığı bir filmdi. Şoför Nebahat Abla bir sahnesi canlandı zihnimde: açılmayan bir murat124 kapısı taksici geriye dönüyor ve ‘çok basit abiciğim, sağa çevirip itiyor sonra sola kırar gibi yapıp kendine doğru çekerken şuradan kapıya dokunuyorsun’ benzeri karışık görünen bir izahta bulunuyor ve akabinde muzip bir ifade ile ‘çok basit abiciğim’ diyordu tekrar. Bugünki taksici benimle benzer bir konuşma yapmamış olsa da o da çok basit olduğunu düşünüyordu muhakkak. Usul, uslup, yöntem en nihayetinde yol meselesiydi.

Demek kervan yolda düzülmüyordu ve yolun levazımatını öncesinde bilmek gerekiyordu. Allah Rasulu, Ebuzer’e bir nasihatinde ‘yol boyunca sana lazım olmayacak yükleri taşıma’ buyuruyor. Bahsi geçen yol bu dünyadan yolculuğa dair muhakkak ama bu dünya’dan yolculuğun levazımatı ilahi mesaj ile bizlere bildirildiği halde bu dünyada yol alırken adresi kime soracağımızı nasıl belirlemeliyiz ki sonucu yolda kalmak olmasın!

Yolda kalanların tesellisi midir yolda olmaya methiyeler düzmek acaba.. Aslolanın çıkılan yol ile yol almak olması gerekmez mi yolda kalmak kime fayda vermiş; kaybolmak!

Fikirlerinden çok hazzetmesem de Ece Temelkuran’ın dediği ‘düzenin bozulmalı. Evden çıkmak budur aslında. Yolculuk, bir düşmek ve kalkmak meselesidir. Eve yaralarla dönülmüyorsa hiç gidilmemiştir.’ doğruya yakın görünüyor. Yolun sonu olmak zorunda ki yol ne işe yaramış biline şair ‘bir yol ki kişiyi bittiğinde kendine getirmeli..’ demiş isabet etmiş. Bize yola çıkmak farz muhakkak. Şair, ‘..çünkü bilsen gidilmemiş yollar hep akılda kalır’ diyor; ama yolda kalmak neyimiz olur! Sancılı bir süreç yol bitmez bir acı. Bir ağrısı var gitmenin nereye ama nereye olursa olsun, gitmenin hüzünle karışık bir ağrısı’ derken gitmenin acısından bahsediyor Edip Cansever, yolun acısından.. Yolda yalnızlık var bir kafile ile çıkılsa dahi yola yolcu yalnızdır. Herkes kendi yolunun yolcusudur. Yalnızlığın acısını taşır her yolcu sırt çantasında, ait olamamanın. Sultan şair yolcuya refekat edenlerden nasıl bahsediyordu: ‘Ben geda gurbet diyarında kalurdum yalunuz/mihnet u dert u bela olmasa yoldaşum benum’. Kalmanın mümkün olmadığı yerde başlar gitmek demişti biri. Lakin kalmanın mümkün olmadığı zamanda çıktığımız her yol vuslata ulaştıramaz bizi adem turan bir şiirinde bahsediyor, ‘Yıllardır koşuyorum bu tünelde bana bahşedilen umut neredesin!’ yolda olmak yetmiyor bulmak için. Yine başa döndük adresi kime sormalı!

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Eskiyeni..

Temmuz 12, 2010 at 11:58 am (Kitap Tanıtımı, Tavsiye)

eskiyeni

Eskiyeni Dergisi 2006 Yılından Bu Yana Fecr Yayınları Tarafından Çıkarılıyor. Elimde 2010 Kış Döneminde ‘Gelenek ve Yeniden Yorumlanması’ Konusuyla Çıkan 16. Sayısı Var. Derginin Arşivine Bakınca Önceki Sayılarında da Oldukça Dikkat Çekici Konular İşlediğini Gördüm.

İlk 15 Sayıdan Dikkat Çeken Bazı Çalışmalar:

  1. Sayı: Avrupa İslam ile Yaşamayı başarabilecek mi?

Doç. Dr. Erkan Perşembe[1]: Avro-İslam Ya da?… Çok Kültürlü Avrupa’da Müslümanların Entegrasyonu

Mustafa Özel: Medeniyet Millet Kimlik Üzerine

Berin Dikici: Berlin’den Mektup…Alman Üniversiteleri Bize Hâlâ Alışamadı

Lütfi Şeyban: Hıristiyan İşgalinde Endülüs Şehirleri

Doç. Dr. Kadir Canatan: Avrupa’da İslam’ın Gelişimi: Etnisite – Din İlişkileri Üzerine Bir Analiz

Hasan Karaca: Almanya’daki Türklere Dair Beş Öykü

Prof.Dr. Ahmet Yaman[2]:Müslüman Mahallesinde Çan Çalınabilecek Salyangoz Satılabilecek Mi?

Prof. Dr. Osman Güneri: Cizye, Tarihsel ve Kavramsal Bir Okuma

  1. Sayı: Değerler

Prof. Dr. Temel Yeşilyurt[3]: Küreselleşen Dünyada Geleneksel Değerler

Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya: Toplumsal Bir Cinnet Hâli Değerlerin İntiharı

Ali BulaçAb’nin ve Hıristiyanlığın Sınavı: İslam’la Bir Arada Yaşama

Değer Üzerine Dr. İbrahim Kalın’la Söyleşi

Suat Koca: Ahlakî Değerler ve Dindarlık

Tuncer Namlı: Erol Güngör Ve Değerler Psikolojisi

Doç. Dr. Adnan Aslan: Cemaat Ahlakî Değerlerin Varlık Alanı

Doç. Dr. Hicabi Kırlangıç: Şair Ne Yapmalı?

Rıdvan Şentürk: Sinemada Postmodern Yönelişler

Doç. Dr. Gürbüz Deniz[4]: Müslümanların Bir Değeri Olarak; İbn Haldun

Dr. Enver Arpa: İslam Kültürünün Etkisinde Bir Yahudi Filozof: Musa B. Meymun

  1. Sayı: Eğitim

Doç. Dr. Mahmut Aydın[5]: Dinlerarası Diyalog İflasın Eşiğine mi Geldi?
Prof.Dr. Hayati Hökelekli[6]: Din, Değerler ve Eğitim
Yurdagül Mehmetoğlu ve Ali Ulvi Mehmetoğlu ile Eğitim Üzerine Bir Söyleşi

  1. Sayı: Haçlılar ve Sömürgecilik

Talha Köse: Orta Doğu’da Kriz Ve Değişim: Amerikan Hegemonyasından Güçler Dengesine Geçiş

Doç. Dr. Kadir Canatan: Haçlı Savaşları ve Sömürgecilik Bağlamında Genişlemenin Ekolojik Arka Planı

Prof. Dr. Hanifi Özcan[7]: Misyonerlik Faaliyetlerinin Felsefî Temelleri
Azmi Özcan’la Haçlılar ve Sömürgecilik Üzerine Söyleşi

Doç. Dr. Özcan Hıdır: Silahsız Haçlı Savaşı: Oryantalizm

Faruk Saldıran: Müslüman Hıristiyan Münasebetleri Bağlamında Oryantalizmin Ortaya Çıkışı

Dr. Enver Arpa: Haçlılara Adaleti Öğreten Müslüman: Selahaddin Eyyubî

Recep Ardoğan[8]: İslam Açısından Dindarlığın Değeri ve İrtidatın Cezalandırılması

Celalettin Divlekci: Dil-Düşünce İlişkisi Bağlamında Cemil Meriç’in Dil Hassasiyeti

  1. Sayı: Sömürgecilik ve Yeni Sömürgecilik

Prof. Dr. İbrahim Sarıçam[9]: Batı Oryantalizminin Hz. Peygambere Bakışı

Prof.Dr. Tufan Buzpınar: Sömürgecilik Çağında Suriye ve Filistinde Nüfuz Mücadelesine Dair Birkaç Not

Taha ÖZHAN’la Sömürgecilik ve Yeni Sömürgecilik Üzerine Söyleşi

Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün[10]: Modern Uygarlığın Çatışmacı Doğasını Besleyen Kökler

Prof.Dr. B.Ali Çetinkaya: Marjinal Entelektüel E. Said Sömürgeciliğin Görünmeyen Okulu Oryantalizm

Hafsa Fidan: Oryantalistler Ne Yer Ne İçerler?
Dr. Murat Demirkol: Mikail Bayram’ın Ahlâk-I Nâsırî Hakkındaki İddiâları Üzerine Bir Değerlendirme

  1. Sayı: Birbirini Besleyen Milliyetçilikler

Dr. Bayram Soy: Milliyetçilik Milliyetçiliğin Kurdudur: Arap ve Türk Milliyetçilikleri Örneği

Ahmet Özcan’la Milliyetçilik Üzerine Söyleşi

Dr. Hasan Karaca: Milliyetçilik: Bir Ölüm Tecrübesi

Doç. Dr. Ejder Okumuş[11]: Küreselleşmenin Milliyetçilik Bağlamı Ve Türkiye

Tuncer Namlı: Millet, Milliyetçilik Ve Ulusalcılık
Dr. Adil Şen[12]: Mehmed Akif’in Ayrılıkçı Hareketlere Bakışı
Doç. Dr. Mehmet Evkuran:  Bir Uygarlık Çerçevesi Ve Politik Bir Sorun Olarak İslam

İrfan İmamoğlu: Şeriati ve Türkiye’nin 40. Yılı

  1. Sayı: İslamcılık Nereye

Doç. Dr. Erkan Perşembe: Popüler Dindarlık Çağı: Tüketilen İslâm
Doç. Dr. Kadir Canatan: Türkiye’de İslamcılığın Sosyolojisi
Ali Osmanoğlu: Türk Modernleşmesinin Batıcı ve İslamcı Halkaları / Evreleri
Doç. Dr. Mehmet Evkuran[13]: Türkiye’de Muhafazakâr Siyaset ve İslamcılık

Elisabeth ÖZDALGA İle İslamcılığın Son Yıllarda Yaşadığı Dönüşüm Üzerine Söyleşi

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş[14]: Protestancı Söylem Karşısında İslamcıların “İhyacı” Tepkisi / Cevabı: “Muhammed Abduh Örneği”
Doç. Dr. B.Ali Çetinkaya[15]: Cumhuriyet Halk Partisi’nin İslamcı Başkanı: Şemseddin Günaltay
Prof. Dr. Halit Ünal[16]: İslamlaşma – İslamî Kimlik Yenilenmesi

  1. Sayı: Yenilgi İdeolojisi ‘Batılıcılık’

Mehmet Sait Reçber[17]: İslam ve Batı: Bir Çözümleme Denemesi

Doç. Dr. Kadir Canatan: Osmanlılarda Batılılaşma ve Batımerkezcilik

Prof. Dr. Talip Özdeş: Batıcılık ve Türkiye Aydınlarının Çıkmazı

Tahsin Görgün İle Modernleşme Çağdaşlaşma ve Batılaşma Üzerine Söyleşi

Dr. Mehmet Doğan: Batılılaşma: Mağlubiyet İdeolojisi…

Halid Selman: Batının Dünü, Bugünü ve Yarını

Murat Özyıldırım: Türkiye’nin Batılaşma Süreci, Mısır Filmlerine Getirilen Arapça Yasağı

  1. Sayı: Ortadoğu’da Yeni Gelişmeler

Doç. Dr. Kadir Canatan: Avrupamerkezciliğin İcadı Olarak “Orta Doğu”

Ahmet Davutoğlu İle Türkiye Ve Orta Doğu Politikası Üzerine Söyleşi

Orta Doğu’da Yeni Soğuk Savaşlar Prof.Dr. C.Somel, Prof.Dr. H.Kırbaşoğlu[18], Prof.Dr. M.Bekaroğlu,

Prof. Dr. B. Ali Çetinkaya: Garpçıların Şeyhülislâmı Musa Kazım Efendi’nin Medeniyet Tasavvuru

Doç. Dr. İsmail Çalışkan: Mealcilikte Taklitin Son Örneği

  1. Sayı: Türkiye’de Değişen Dindarlık

Dr. İhsan Toker: Türkiye’de Din, Laiklik Ve Değişim

Doç.Dr. Mustafa Arslan: Gelenek-Modernlik Arasında:Popüler Dinin Değişen-Değişmeyen Yüzü

Prof. Dr. İlhami Güler: Türkiye’nin Kimlik / Ahlâk Sorunları Ve İlâhiyat Fakülteleri

Doç. Dr. Ejder Okumuş: Dindarlık Ve Diyanet

Halid Selman: Güney Amerika Ülkelerinde İslam Ve Müslümanlar-I

  1. Sayı: Görsellik ya da Görüntü Kültürü

M. Murat Özkul: Gösteri Toplumunun Düşündürdükleri

Kenan Çağan: Gösteri Toplumunda Ahlâkî Müphemlik

Ali Bulaç İle Görüntü, Tesettür ve Çıplaklık Üzerine Söyleşi

Cemal Şakar: İmgesel Bir Başlık: İmgenin İmgeselleşmesi

Çizgi Ustası Hasan Aycın İle Söyleşi

Doç. Dr. Kadir Canatan: Giz ve Görüntü Arasında Tanrı İmgeleri

Turan Kaçar: İmgenin Transformasyonu: Bizans Dünyasında İkona Tartışması
Görüntü Kültürü Üzerine Soruşturma C.Aktaş, M.Acar, N.Bostancı, N.Tosun, S.Yalsızuçanlar

  1. Sayı: ‘Değer ve Özgürlük Bağlamında’ Kadın

Doç. Dr. Mustafa Tekin: Kadın Nasıl Bir Varlık? Otonomlaşmak İsterken Köleleşmek

Dr.İhsan Toker: Dinler Ataerkil YapılarMıdır?Bir Çifte İmkanlılık Konusu Olarak Din-Kadın
Doç. Dr. Kadir Canatan: Türkiyeli Kadınların Sorun Çözme Stratejileri

Prof. Dr. Zeki Duman[19]: İslam’da “İnsan” Erkek Veya Kadından Önce Gelir

Prof. Dr. Ali Akpınar[20]: Kur’an’a Muhatap Olma Açısından Kadın

Cihan Aktaş, Yıldız Ramazanoğlu: Kadın Üzerine Soruşturma

M. Enes Topgül: İslam’ın “Hatun”Undan, Modern Dünyanın “İnanan Bayan”Ina

Halid Selman: Karayip Adalarında İslam ve Müslümanlar – 1

  1. Sayı: Dünyevileşen, Din ‘’Din’’lenen Sekülerizm

Doç. Dr. Mustafa Tekin: Sekülerlik “Kutsanmak” İstiyor

Prof. Dr. Bedri Gencer: Hâl Ve Muhâl: Sekülerlikten Sekülarizme
Doç. Dr. Vejdi Bilgin[21]: Bölünmüş Bilinç:Gündelik Hayatı Din-Dünya Ayrımı Bağlamında Okumak

Tuncer Namlı: Kur’an Ve Dünyevileşme Ya Da Bir Dünya Görüşü Kırılması

Abdurrahman Arslan İle Dünyevileşme Üzerine Söyleşi

Prof. Dr. Burhanettin Can: Dindarlık ve Dünyevileşme

Prof. Dr. İbrahim Sarmış: Dünyaya Karşı Tavır; Tasavvuf Ve Dünyevileşme

Prof. Dr. İlhami Güler[22]: Dünyevileşme Üzerine Soruşturma

  1. Sayı: Seküler Kutsallar

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş: Kur’an Bağlamında Dünyevîleşme

Muhammet Özdemir: Sekülarizmin Felsefi Soykütüğü Ve Müslüman Dünyevîleşmesi

Doç. Dr. Mustafa Tekin: Futbol: Bir Seküler Kutsal
Mehmet Kurt: Sekülerleşme Dinlerin Ortak Kaderi Mi?

Muhammet Özdemir: Türkiye’de Sekülarizm ve Modernlik

Yusuf Fatih Işık: Ortadoğu’yu Ya Da “Sekülerliğin Biçimleri”ni Okumak

Murat Özcan: Dizilerden Sonra Türk Romanları da Araplara Ulaştı

  1. Sayı: Liberalizm

Prof.Dr.Mustafa Erdoğan: Liberalizmin Tarihi ve Felsefi Temelleri

Mustafa Acar: Liberalizmin İktisadi Modeli: Serbest Piyasa Ekonomisi

Doç.Dr.Bilal Sambur: Liberalizm Ve İslam

Atilla Yayla İle Liberalizm, Demokrasi, Liberaller, İslamcılar Ve Türkiye Üzerine Söyleşi

  1. Sayı: Gelenek ve Yeniden Yorumlanması

Doç. Dr. Adnan Aslan[23]: Gelenek Ve Felsefesi

Prof.Dr. Ali Durusoy[24]: İslâm Felsefesi Geleneğinin Anlamı

Dr. Şamil Öçal: “Gelenekçilik” Ve İslam Düşüncesinde Gelenek

Ramazan Altıntaş: Geçmişten Günümüze Kelam Geleneği

Süleyman Hayri Bolay İle Osmanlı Düşünce Geleneği Üzerine Söyleşi

Prof. Dr. Turan Koç[25]: İslâm Sanat Geleneği ve Estetik

Doç. Dr. İsmail Köz[26]: Geleneksel Mantıktan Geleneksel Düşünceye

Prof. Dr. Abdullah Kahraman: Fıkıh Geleneği ve/veya Geleneksel Fıkıh

Prof. Dr. Bilal Kemikli[27]: Şerh, Şârih Ve Ahmet Avni Konuk

Prof. Dr. Recep Kılıç[28]: Dinde Yenilenme: Teceddüd, Tebeddül ve Tahrif Kavramları

Prof. Dr. Enbiya Yıldırım[29]: Modern Zamanlarda Hz. Muhammed’in Misyonunun Neliği Sorunu -Peygamber Telakkîsi Tartışmalarına Bir Katkı-

Prof. Dr. Bedri Gencer[30]: Modern Dünyada Gelenek ve Gelenekselcilik

Prof. Dr. Zeki Özcan, “İslamîleştirilmiş Senkretizmler Güncelleştirilebilir Mi?.

Yaşar DÜZENLİ[31]: Ne Kutsanmış Bir Geçmiş Ne de Muhayyel Bir Gelecek; Ânı Yaşamak Üzerine

Hasan Hanefi ile “Geleneği Yenilemek ” Üzerine Söyleşi

Merhaba Düşünce ve Tefekkür Sevenler, İslâm Düşüncesinin teşekkül ve inşa süreci, insanlık tarihinin önemli bir zaman aralığında gerçekleşmiştir. İlahi referanslı ve menşeli kadim hikmet ve irfan külliyatı, kutsalın, adaletin ve erdemin yeryüzünde gerçekleşmesi için büyük fırsat ve imkân olmuştur. Vahyin yerküre üzerine son inişinin üzerinden yaklaşık on beş yüzyıl geçmiştir. İnen ilk ayetin kalplere ve lisanlara intikaliyle birlikte, son bin yılın erdemli medeniyeti, hakikat âleminin “bilgelik yol”unu beşeriyete göstermiştir. Bu aydınlatma süreci, son birkaç asırdır zayıflama ve cılızlaşma evresine geçmiş olmasına rağmen var olan müktesebat, entelektüeller ve münevverlerin yol işaretleri olmaya devam etmektedir. Zamana ve kadim medeniyetlere karşı bir çınar gibi olan medeniyetimizin; yaşadığımız dünyaya ve insanlığın geleceğine, dolayısıyla küresel ve evrensel problem ve sorunlara vereceği rasyonel ve gerçekçi cevapları vardır. Nice ülkeler var ki, olmayan tarih ve geleneklerini, üretme ve imal etme durumu ile karşı karşıyadır. Tevhid Medeniyetinin mensupları olan âlim ve ariflerimiz, dünyada ve tarihte bir benzerine rastlanamayan geleneğimizi yeniden arayıp bulmalı ve keşfetmelidirler. Bunu yaparken geçmişe bir öykünme ve geleneği yüceltme yanlışlığından da şiddetle kaçınmalıdır. Müslüman dünyanın kendisine yapacağı en büyük hatalardan birisi, geçmişle ve gelenekle övünerek sloganlara sığınmaktır. Geçmiş ve gelenek, eksileri ve artılarıyla bizim kültürümüzün ve medeniyetimizin bir parçasıdır. Ancak bize düşen, varlığı çok kıymetli olan bu tecrübeden son sınırlarına kadar faydalanmaktır. İşte bu hassasiyetler ve kaygılar bizi, Eskiyeni Dergisi için bir “Gelenek” sayısı çıkarmaya yöneltti. “Gelenek” dosyamızı, farklı disiplinlerde uzmanlaşan hocalarımızın yazılarıyla zenginleştirmeyi düşündük. Hedef ve amacımız; okuyucularımızın faydalanacağı ve aynı zamanda kalıcı bir “arşiv” olacak bir sayıyı çıkarmaktı. Bu hedefimize ulaşıp ulaşamadığımızı tespit edecek olanlar, siz okuyucularımızsınız. Dosyamız, bu konuda çalışmalarıyla bilinen Doç. Dr. Adnan Aslan’ın “Gelenek ve Felsefesi” üzerine bir analizle başlamaktadır. İslâm felsefesinin geç dönem uzmanlarından Prof. Dr. Ali Durusoy’un “İslâm Felsefesi Geleneği”nin mahiyetini ele aldığı makalesini, Yard. Doç. Dr. Şamil Öcal’ın “Gelenekçilik ve İslam Düşüncesinde Gelenek” yazısı takip etmektedir. Kelam geleneğini, konunun uzmanı Prof. Dr. Ramazan Altıntaş’ın kaleminden okurken, Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay Hocamızla yaptığımız Osmanlı Düşünce Geleneği üzerine söyleşinin dergimize ayrı bir değer kattığını göreceksiniz. Çoğunlukla düşünce geleneğimizde geç akla gelen sanat ve estetik alanını insanlarımıza sevdiren Prof. Dr. Turan Koç’un “İslâm Sanat Geleneği ve Estetik” adlı yazısı okunmaya değer bir başka makale. Yine Prof. Dr. İsmail Köz’ün “Geleneksel Mantıktan Geleneksel Düşünceye” kapsamlı makalesi mantığın kültür ve medeniyetimizdeki yerini tespite çalışıyor. Neredeyse bir “fıkıh medeniyeti” olan İslâm medeniyetinin bu boyutu, Prof. Dr. Abdullah Kahraman’ın “Fıkıh Geleneği ve/veya Geleneksel Fıkıh” yazısıyla irdelenmektedir. Haksız eleştirilere maruz kalan şerh geleneğimiz, Türk-İslâm edebiyatı uzmanı Prof. Dr. Bilal Kemikli’nin kalemiyle dikkatlere sunulmaktadır. Prof. Dr. Recep Kılıç’ın geleneğimizdeki “Teceddüd, Tebeddül ve Tahrif Kavramları”nı ele alan makalesi, dosyamıza ayrı bir açılım getirmektedir. Hadis sahasının uzmanlarından Prof. Dr. Enbiya Yıldırım, “Peygamber Telakkisi Tartışmaları”nı, Hz. Peygamber’in yüklendiği misyon üzerinden ele almaktadır. Son dönem sosyologlarımızdan Prof. Dr. Bedri Gencer’in “Modern Dünyada Gelenek ve Gelenekselcilik” isimli makalesi, sosyolojik bir yaklaşım ve çağdaş zamanda gelenek üzerinde yoğunlaşmaktadır. Derin analizleriyle dosyamıza misafir olan Prof. Dr. Zeki Özcan’ın “İslamîleştirilmiş Senkretizmler Güncelleştirilebilir mi?” makalesini, Prof. Dr. Yaşan Düzenli’nin “Ne Kutsanmış Bir Geçmiş Ne De Muhayyel Bir Gelecek: Anı Yaşamak Üzerine” isimli anlamlı ve düşündüren denemesi takip etmektedir. Üretken ve derinlikli İletişim uzmanlarımızdan Dr. Yusuf Kaplan’ın, Mısır’ın ve İslâm dünyasının önemli entelektüellerinden biri olan Prof. Dr. Hasan Hanefi’yle daha önce Umran Dergisi’nde yayımlanmış “doyurucu” bir söyleşisini kitap tanıtımı bölümünden önceki son yazımız olarak dosyamızda bulabilirsiniz. Bu vesileyle dosyamızda olmasının gerekliliğine inandığımız bu söyleşiyi iktibas etmemize müsaade eden Umran Dergisi yetkililerine ve Yusuf Kaplan’a teşekkür ederiz. Eski Yeni Dergisi’nin “Gelenek” sayısının, İslâm düşüncesinin ve Geleneğinin takdir, tenkit ve tahlil edilmesine bir kapı aralayabilmesi dileklerimizle… “Modernlik” sayısında buluşmak üzere… Hakk ve sevgiyle kalın….

Sayı Editörü Prof. Dr. Bayram Ali ÇETİNKAYA

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


[1] Ondokuz Mayıs İlahiyat Fakültesi | Felsefe ve Din Bil.  Bölümü

[2] Selçuk İlahiyat  Fakültesi | İslam Hukuku Anabilim Dalı

[3] Erciyes İlahiyat  Fakültesi | Kelam Anabilim Dalı

[4] Ankara İlahiyat  Fakültesi | Felsefe ve Din Bil. Bölümü

[5] OMÜ İlahiyat  Fakültesi | Felsefe ve Din Bil. Bölümü

[6] Uludağ İlahiyat  Fakültesi | Din Psikolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

[7] DEÜ İlahiyat  Fakültesi | Felsefe ve Din Bil. Bölümü

[8] Cumhuriyet  İlahiyat  Fakültesi | Kelam

[9] Ankara İlahiyat  Fakültesi | İslam tarihi ve Sanatları Bölümü

[10] Ankara İlahiyat  Fakültesi | Kelam

[11] DEÜ İlahiyat  Fakültesi | Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü

[12] Osmangazi İlahiyat  Fakültesi | İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü

[13] Hitit İlahiyat  Fakültesi | Kelam Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

[14] Cumhuriyet İlahiyat  Fakültesi | Kelam Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

[15] İstanbul İlahiyat  Fakültesi | Felsefe Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

[16] Avrupa İslam Üniversitesi İslami İlimler  Fakültesi |  İslam Hukuk Tarihi ve Fıkıh Usulü

[17] Ankara İlahiyat  Fakültesi | Felsefe ve Din Bil. Bölümü

[18] Ankara İlahiyat  Fakültesi |Hadis

[19] Erciyes İlahiyat Fakültesi |  Tefsir

[20] Selçuk İlahiyat Fakültesi |  Tefsir

[21] Uludağ İlahiyat Fakültesi | Din Sosyolojisi

[22] Ankara İlahiyat  Fakültesi | Kelam

[23] İSAM |  Din Felsefesi

[24] Marmara İlahiyat  Fakültesi | Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü

[25] Erciyes İlahiyat  Fakültesi | Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü

[26] Ankara İlahiyat  Fakültesi | Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü

[27] Ankara İlahiyat  Fakültesi | Türk İslam Edebiyatı Anabilim Dalı

[28] Ankara İlahiyat  Fakültesi | Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü

[29] Cumhuriyet İlahiyat  Fakültesi | Hadis

[30] Uludağ İlahiyat  Fakültesi | Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü

[31] İstanbul İlahiyat  Fakültesi | Tefsir

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Eşkıya..

Mayıs 3, 2010 at 4:26 pm (Sinema, Tavsiye)


Özel Bir Film Eşkıya..

Özünde İyi Olan İnsanların Hikayesi Diyor Necip Tosun Film Defterinde..

Aşiret Ağası Babasının Mayına Gönderip Ölmesine Sebep Olunca İsyan Edip Dağa Çıkar Baran Yani Eşkıya..

Yıldızlarla Mesajlaştığı Bir Sevdiği Var Keje..

Masalsı Bir Aşk..

..

Eşkıya Otuz Beş Yıl Hapis Yatar..

Onunla Mahkum Olanlar Ölürler Tek Tek ama O Ölmez Çünkü Keje Vardır..

Kendi Deyimiyle ‘ Beni Hapiste Vurdular Ölmedim, Hastalandım Ciğerimi İçeride Bıraktım Ölmedim, Çok Dövdüler Beni Kan Kustum Ölmedim..’

Uğruna Ölmeyecek Kadar Uğruna Yaşayacak Kadar Çok Sevdiği Kejeyi Bulamaz Baran 35 Yılın Ardından Hapisten Çıktığında..

ve Hatta Hiçbir şeyi Bıraktığı Gibi Bulamaz Zaten..

Köyü Sular Altında Kalmış ve Herkes Şehre Gitmiştir..

Üstelik Keje En Yakın Arkadaşı Tarafından elinden Alınmıştır..

İstanbul Yolu Görünür Eşkıyaya..

Köyün Veli-Delisi Ceren Ana ile Manidar Bir Konuşma Geçer Aralarında: ‘Kurt ve Kuş Bizdendir, Asıl Kötülük Başka Yerlerde, Sen Kötülüklere Gidisen!’

İstanbul Yolunun Emarelerini Üzerinde Taşıyan Eşkıyaya Sen Kötülüklere Gidisen Diyor Ceren Ana..

Ne Kadar da Doğru Söylüyor..

Şehir Hayatına Ciddi Eleştiri Görüyorum Bu Filmde..

Mesela Yine Şehir Hayatının Getirisi Kısa Yoldan Zengin Olma Tutkusu Üzerine Cumali’nin Sözleri Manalıdır..

Eşkıya Onu Uyuşturucudan Uzak Tutmak İster..

İnsan İşi Değil bu Der..

Cumali, Dolandırıcılık mı Yapayım Hırsızlık mı Hangisini Yapayım Hangisi İnsan İşi, İnsan İşi Olmasa İnsanlar Yapar mıydı!

Uyuşturucu Kaçakçılarının Lideri Eşkıya’ya: ‘Dağlarda Eşkıya Kalmadı Emmi Eşkıya Artık Şehirde’

..

Yine Cumalinin  ‘ Güçlü Olan Kazanır Yani Para!’  Veya Oynayacaksan Büyük Oynayacaksın Babam İlk İstanbula Geldiğinde Garson Olarak Başlamış Orada Kaybetmiş Sözleri de Esasında Bir Zihniyete Atılmış Tokadlar Gibi..

..

Filmi Anlatmayalım Biz..

Ama Masalsı Bir Aşk

…Otuz Beş Yıl Susabilen Bir Keje!

..Aşk İçin Yaşayabilen ve Yaşatabilen(Cumaliyi Yaşatabilmek İçin Keje’den Zahiren Vazgeçiyor Oluşunun Aşktan Başka İzahı Olabilir mi) Bir Baran

ve Aşk İçin Cehennemde Yanmayı Göze Alan Bir Berfo..

Aşk İçin Çalan Cumali..

İlk Bakışta Bir Güneydoğu Filmi Sonrasında Şehir Hayatına Dair Mesajlar Falan Görülebilir Belki ama Benim Bu Filmde Gördüğüm Yalnız AŞK’dır..

Aşk Olsun  Hepimize..

İzleyelim Tekrar Tekrar..

Güzeldir..

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Bir Garip Tecrübe…

Nisan 19, 2010 at 12:02 am (Hatırat)

Hatırlıyorum Birinci Sınıftaydım..

O Zamanlar da Devamsızlığı Çok Olan Bir Öğrenciydim, Şimdilerde Olduğundan Farklı Olarak O Vakitler Başörtüsü Yasağı ve Okulun Eksiklikleri Okula Gitmeme Gerekçemdi.. Böyle Günlerden Birgün Önder’deyiz Sekreter Geçek Hayattan Biri Var Röportaj Yapmak İstiyor Ne Dersin Dedi..

Konu, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı Olması ile Ortaya Çıkan Beklentiler.. Çocukluk İşte Çok Bilmiş Cüretkarlığımızla Hemen Elbette Dedik..

Zaten O Başlangıçla İki Yıl Devam Ettik, Allah’tan Akıllandım Sonra..

Söyleşi Günü Yaklaşınca Bir Heyecan Bastı Yanıma Bir Arkadaş Bulma Telaşına Düştüm.. O Vakitler Abdullah Gül Hususunda Çokça Tartıştığım Agd’den Bir Arkadaşı Aradım O da İletişim Fakültesinden Bir Arkadaşıyla Bana Eşlik Etmeyi Kabul Etti.. Gün Geldi Çattı, Önder’in Hala Küçük Toplantıların Yapıldığı Şark Köşesi Şeklinde Döşenmiş Salonunda Bir Cumartesi Sabahı Bir Araya Geldik.. İşin İlginç Yanı O Günün Öncesindeki Cuma Gecei E-Muhtıra Yayınlamış ve Cumhurbaşkanlığı Meselesinde Hayli Değişiklikler Olmuştu.. Neyse Sorular Soruldu Cevaplar Verildi Falan..

O Haftanın Ortasında Söyleşiyi Yapan Şule Hanım Aradı.. Cumhurbaşkanlığı Meselesindeki Değişiklikler Dolayısıyla Yayınlanmayacak Dedi.. Aradan Aylar Geçti.. Tatil Oldu..

Memlekette Bir Yaz Günü Sanırım Elimde Cihan Aktaş’ın Tesettür ile İlgili Bir Kitabı Var, Balkonda Oturuyorum, Malum Trabzon 4 Tarafı Dağ..

Telefon Çaldı Şule Hanım.. Böyleyken Böyle Şartlar Değişti Bu Röportajı Yayınlayacağız Birkaç Soru Daha Sorayım Dedi.. Sordu Cevapladık.. Bu Son Soruların Cevaplarını Bizim Adımıza Değil de Sanki Ortamda Herkesin Hem Fikir Olarak Söylediği Şeylermiş Gibi İsimsiz Yayınlamış.. Abdullah Gül’ün ABD Ajanı Olduğunu Düşünen Arkadaşların Ağzından Çıkmayacak Umudvar Sözlerdi Tabi Onları Epey Rahatsız Etmişti..

Röportajı Birkaç Hafta Sonra İstanbul’a Döndüğümde Okuyabilmiştim.. Beğenmiştim de Hatta Bir Zaman Sakladım O Sayısını Gerçek Hayat’ın Sonra Ne Oldu Bilmiyorum.. Şimdi Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığında Neredeyse Dördüncü Yıla Giriyoruz.. Bu Akşam Bir Arkadaşa Bahsedince Aklıma Geldi Böyle Bir Maceramız Olduğu Taşıyalım Buraya Bakalım:)

Vesselam…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Abdullah Gül’ün Türkiye’nin 11. cumhurbaşkanı adayı olma girişimiyle “yasaklar”ın kalkacağına dair “umutlar” yeşermişti… Fakat “sanal muhtıra” benzetmesi yapılan asker bildirisiyle durum fazla uzun sürmedi. Ve seçim geldi çattı… AK Parti seçimle yükseldi, Sezer’in süresi doldu ve yeni bir cumhurbaşkanı arayışı başladı. Ne var ki, “türbanın modernleştirilmesi” ve yeni adayın “laiklik karşıtlığı” ekseninde süren tartışmalar arasında, imam hatipli ve üniversiteli genç kızların sesi yine boğulmuştu. Biz de kendileriyle buluştuk, hakların iadesi konusunda hala umutlu olup olmadıklarını sorduk…


Yıl 2007… Bir komik, trajikomik ve dramatik hikayedir yaşanılan. Ülkenin çeşitli illerinde mağduriyetten yana ağzının payını almış birçok insan vardır elbet. Bu insanlardan bir kısmı da tesettürlü fakat yalnız değildir. Senelerdir sahnelenen “manasız bir didişme”nin anlamsız dekorudurlar. Yer yer de birer “canlı” olarak Kafka’nın insandan dönme böceği kadar bile değerleri yoktur… Kimi ruh sağlığını, kimi beden sağlığını yitirmiştir bu yolda. Çünkü dışarısı, yani okul, devlet dairesi, iş, konferans salonu vb. ancak “içeri girilmemesi gereken” bir açık cezaevidir onlar için. Peki kamusal alandaki bu soyutlanmaya hangi ülke vatandaşı ne kadar süreyle dayanabilir?

Abdullah Gül İçin mahcup
bir “bizden biri” İfadesİ…

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Gülizar Sönmez, İstanbul İlahiyat Fakültesi öğrencileri Hümeyra Kadıoğlu ve Betül Cevher’le ÖNDER’in Cağaloğlu’ndaki genel merkezinde konuştuk. İletişimci Gülizar, Betül ve Hümeyra’ya göre daha gerçekçi; başörtüsü sorunun dağın görünen kısmı olduğunu düşünüyor. Betül ise heyecanlı ve analizci bir zekaya sahip, hayatındaki komiklikleri rahatça kelimelere döküyor, “Başörtüsünün üstüne şapka takınca laik oluyormuşuz” diyor. Hümeyra, henüz 20 yaşında; O da Gülizar gibi Abdullah Gül cumhurbaşkanı “olsa da olmasa da” ümitli olmadığını söylüyor. Aksine yasakların bir toplum mühendisliği projesi olduğunu ve tamamlanacağını düşünüyor. Üçünün buluştuğu nokta, “yasakçıların istediğinin olması” bir diğer ifadeyle, “başörtüsünün eskisi kadar sahiplenilmemesi” “Yıpranma payının farkındayız” diyorlar. “Bizden biri” dedikleri Abdullah Gül ve eşinin tek çare, başörtüsünün ise yeryüzündeki tek sorun olmadığını belirtiyorlar.
Öncelikle imam hatipli ruhuna ne oldu diye sormak istiyorum?
G: Ben 2000 mezunuyum. Eski imam hatip ortamı, milli duyguları sahiplenme yok artık. Okulların orta kısımlarının kapanması, Kur’an eğitimin başlama yaşının 12’ye çıkartılmasıyla bir şeylerin yok olduğunu görüyorsunuz. İnsanlar bunu meşru gibi algılıyor. Televizyonda yayımlanan bir haber diyelim, kafalarını çevirirlerdi yarı çıplak kadın çıkınca. Ama artık kimse çevirmiyor.

Sizce bir kimlik değişimi mi bu?
G: Kabinlerde kimlik değiştiriyoruz. Okula girdiklerinde kendileri olamadıklarını söylüyor insanlar. Başörtüsü örfi değildir. Benim annemde, anneannem de örf diye örtmedi. Ama insanlar geleneksellik, geçmişe aşırı bağlılık, bağnazlık gibi algılıyor.
B: Ben örfi olarak da takıldığını düşünüyorum. Ama giderek bilinçli bir kitle bazı otoriter makamlara gelmeye başladı. Başörtülü bir kadın olarak değil belki ama eşi olarak…
Sizce Abdullah Gül cumhurbaşkanı olunca bir şeyler değişir mi?
G: Ben soruna derinlemesine el atacaklarını sanmıyorum. Vatandaşın güvenini sarsmamak için bir ihtimal başörtü yasağını kaldıracaklar. Halka “bizden biri” demek istiyorlar. Mesleklere geri dönülebileceği, okullarda rahatça okunabileceğine yönelik umudum hala yok. Esnaf çocuğu olduğumdan biliyorum, alım ve satım gücü düşük. Başörtüsü, asgari ücretli ve üç çocuklu ailelerin de sorunu ama öncelikli değil.
B: Abdullah Gül, bizim içimizden çıkmış Anadolu’nun evladı… Ben artık iyi düşünmek istiyorum, hep kötü düşündük de ne oldu? İnşallah iyi şeyler olacak.
H: İyi niyetten maraz da doğabilir…
Peki rejime tehdit olmak ne demek? Sizce Gül’ün eşi ve Gül böyle bir şeye sebep olur ?
Başörtülü bir insanla başörtüsüz insanın aynı şeyleri düşünme ihtimali vardır. Bir insan olsa olsa düşünceleriyle rejime tehdit olabilir. Ayrıca rejime tehdit olmak ne demek? Böyle bir şey yok. Neden başı olacağı devlete düşmanlık etsin? Bu insanlar manevi değer olarak vatanını milletini sevme düşüncesiyle yoğrulmuşlar. Rejim denilen şeyin de ayrıca o ülkede halka hizmet etmesi gerekir. Milliyetçiliğin, devletçiliğin ve rejimpe-restliğin önüne geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. O zaman daha saygıdeğer olur milliyetçilik. Başörtüsü sorunu doğrudan taraf olmak isteyen herkesin sorunudur. Biz bunu rejime düşmanlık olsun diye takmıyoruz. Meselemiz sadece Allah’ın emrini yerine getirmek. Devletinin insanlarına hizmet etmek için okuma mücadelesi verenlerin düşmanlık olsun diye takacağına inanmıyorum.
AK Parti galibiyetle çıktı. Abdullah Gül için yeniden imkan belirdi. Bunda etken neydi sizce?

Seçimlerdeki oy çokluğu Abdullah Gül’ün seçtirilmemesine tepkiydi. Muhtıraya da büyük bir tepki doğdu. Halk çok üzüldü ve yıkıldı. Seçimlerden sonra AK Partinin büyük çoğunlukla başa geçmiş olması, halkın güven kazanmasını sağladı. Gül’ün aday gösterilmesi olması gerekendi. Gül’ün yerine Erdoğan kendisi aday olsaydı, bu Erdoğan’ın koltuk sevdası gibi görülecekti. Sanki bir namus meselesi oldu. İlk turda seçilmemesi de üzücü. Demokrasidir bu, diğerleri elbette aday gösterir ama halkın nabzını tutmuyorlar.
Bu ülkenin en önemli sorunu siz misiniz?
Bizce bu ülkenin en önemli sorunu hak ve özgürlükler. Ekonomik sorunlar da önemli. Bizim gibi yaşayanların diliyle cevaplarsak hak ve özgürlükler büyük sorun. Başörtülü olduğumuz kadar düşüncelerimiz yüzünden de dışlanıyoruz.
n Başörtüsünün eskisi kadar sahiplenilmemesini, bu rehaveti neye bağlıyorsunuz?
B: Arkadaşlara röportaja gelin diyorum. “Konuşunca değişen ne olacak?” diyorlar. Artık sahiplenme bile kalmamış. Başörtüsünü çıkarınca fikirlerin değişiyor. Çünkü ilk zamanlarda peruk takmak zordu ama bakın artık o kadar da değil… Sana kalan vicdan azabı bir yerden sonra örselenerek bitmiş oluyor. Bu sorun ya kökten çözülür ya aynen devam eder. Yaşadığınız tuhaf olaylar oluyor mu okulda?
B: İstanbul İlahiyattayız biz. Bazı okullarda başörtünün üstüne şapka takınca kabul görüyorsun. Bu nasıl bir komikliktir? Sen başörtünün üstüne şapka taktın mı laik bir kız oluyorsun. Bu, “Ben senin kişiliğini bozucam”, “Sen bir idiot olacaksın” demektir. İlahiyat fakültelerinin arasında şöyle bir ayrım başladı. Peruk takamayanlar; zavallılar, peruk takabilenler; biraz şanslılar, başörtüsünün üstüne şapka takanlar en şanslılar!
İlginç gerçekten…?
H: Ne yapalım, biz artık komikliğine falan bakmıyoruz, yeter ki çıkarmayalım diyoruz…
B: Mesela, ben peruğumu okul başladığımdan beri hiç taramadım. Bu da benim protesto biçimim. Bir hocamız diyor ki bana: bu, protest bir kız. Hayır, ben her şeyi değil bana zulmedenleri protesto ediyorum sadece.
n Daha başka…

B: Bir de, bizim eski güvenlik görevlisi çok fena bir adamdı. Peşimden koştu bir kere bağıra çağıra, başörtüyü çıkartmadın diye… Bu insanın sevgilisi kapalı. Sen onun gözlerine nasıl bakıyorsun Allah aşkına? Bu nasıl kraldan çok kralcılıktır.
H: Bakın ben karamsar olarak nitelendirilebilirim ama onlar Çankaya’ya çıksa bile hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum. Biz Tayyip Erdoğan başa geldiği zaman da çok umutlandık. Dolayısıyla Abdullah Gül’ün de Çankaya’ya çıkınca bir şey yapacağını sanmıyorum.
Abdullah Gül’ün kızı başörtüsüyle diploma törenine katıldı. O zaman ne  hissettiniz?

Bu konuyu ilk gördüğümüzde bazılarımız üzülmüştü açıkçası. Yani gururumuza dokunmuştu. “Bizim sorunumuz çözülmeden nasıl böyle bir şey yaparlar” dedik. “Hz. Ömer bunu yapmazdı” dedik. Sonra haksızlık ettiğimizi düşündük ve biz olsaydık, elimize bir fırsat geçseydi aynı şeyi yapardık diye düşündük. Gül’ün kızı bulabildiği en ufak bir ortamda başını örtmek durumundaydı ve örttü. Bizce adaletsizlik yok. Adaletsizlik başörtülü olup, o törende başörtüsüz kalanlara yapılandır. Bunu deneyip elde etmek, adaletsizlik değildir. Ortada bir hak varsa Gül’ün kızına hakkımızı helal ediyoruz.
n Laiklik size uymaz mı? Tanımda anlaşılmayan bir şeyler mi var acaba?
B: Ben bir insanın Müslüman olanını ailem gibi severim. Laiklik “din ve vicdan hürriyetine saygıdır” dedik. Bunca yıl bizlere böyle öğretilmişken, sadece haklarımızın engellenmesi laiklik olarak dayatıyorlarsa bunu kabul edemeyiz. Bu dayatmayı yapanları da demokratik laik göremeyiz. Yahudiye, Hıristiyana, metalciye karışmayan bana da karışmazsa bir sorun yok. n Peki umutlu musunuz şimdilerde? Haklar iade olunacak mı?
B: Umut fakirin ekmeği derler ya öyle arabesk bir durumdayız. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olunca bu insanların mantıklı bir gerekçesi kalmayacak. Ama bu sene okulun kapısına gittiğimde güllük gülistanlık bir ortam da beklemiyorum. En azından insanların Çankaya’da oturan bir Hayrünnisa Gül’ün çok da ‘zararlı’ olmadığını görecek olmaları beni çok umutlandırıyor. İnsanların zaman içinde başörtülü bir insanın zararsızlığını görmeleri durumunda uğraşmayı bırakacaklarını düşünüyorum. Başörtüsü dillere pelesenk olacak bir şey değildir. Özellikle yöneticilerin eşlerinin durumuna çok üzülüyorum. Psikolojik sorunlar yaşıyorlardır Allah bilir. Biz “başörtülü kızlar” olarak tek bir kişiymişiz gibi algılanıyoruz ama onlara tek başına yükleniyorlar.
Türkan Saylan, “Ilımlı İslam”ın gelişinden korkuyormuş. Kendisine bu konuda bir sözünüz var mı?

Sanırım Türkan Saylan’a ilk defa katılıyorum. Ben de asla “Ilımlı İslam”ı kabul etmeyeceğim. “Ilımlı İslam” diye bir şey tanımıyorum çünkü öyle bir Müslümanlık yok. Bu olayın arka yüzünü de fazla bilmiyorum. Öte yandan bu gibi insanlara sözümüz, “Biz bu ülkede yaşıyoruz. Bize alışmak zorundasınız. Biz hep vardık. Kurtuluş Savaşı’nda da Mersin’de bayrak yakıldığında da vardık ve var olmaya devam edeceğiz. Her yerde yaşayan Türklerin Müslümanların acısını içimizde taşıyoruz. Bunu başörtülü bir kadının cumhurbaşkanı eşi olabileceği vesilesiyle ukalalık olarak söylenmiş görmesinler. Direk hakkımı ve hürriyetimizi göz önünde bulundurarak söylediğimiz şeylerdir. Bunun ötesi yoktur.

Abdullah Gül Gelince…

Abdullah Gül’ün Türkiye’nin 11. cumhurbaşkanı adayı olma girişimiyle “yasaklar”ın kalkacağına dair “umutlar” yeşermişti… Fakat “sanal muhtıra” benzetmesi yapılan asker bildirisiyle durum fazla uzun sürmedi. Ve seçim geldi çattı… AK Parti seçimle yükseldi, Sezer’in süresi doldu ve yeni bir cumhurbaşkanı arayışı başladı. Ne var ki, “türbanın modernleştirilmesi” ve yeni adayın “laiklik karşıtlığı” ekseninde süren tartışmalar arasında, imam hatipli ve üniversiteli genç kızların sesi yine boğulmuştu. Biz de kendileriyle buluştuk, hakların iadesi konusunda hala umutlu olup olmadıklarını sorduk…


Yıl 2007… Bir komik, trajikomik ve dramatik hikayedir yaşanılan. Ülkenin çeşitli illerinde mağduriyetten yana ağzının payını almış birçok insan vardır elbet. Bu insanlardan bir kısmı da tesettürlü fakat yalnız değildir. Senelerdir sahnelenen “manasız bir didişme”nin anlamsız dekorudurlar. Yer yer de birer “canlı” olarak Kafka’nın insandan dönme böceği kadar bile değerleri yoktur… Kimi ruh sağlığını, kimi beden sağlığını yitirmiştir bu yolda. Çünkü dışarısı, yani okul, devlet dairesi, iş, konferans salonu vb. ancak “içeri girilmemesi gereken” bir açık cezaevidir onlar için. Peki kamusal alandaki bu soyutlanmaya hangi ülke vatandaşı ne kadar süreyle dayanabilir?

Abdullah Gül İçin mahcup
bir “bizden biri” İfadesİ…

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Gülizar Sönmez, İstanbul İlahiyat Fakültesi öğrencileri Hümeyra Kadıoğlu ve Betül Cevher’le ÖNDER’in Cağaloğlu’ndaki genel merkezinde konuştuk. İletişimci Gülizar, Betül ve Hümeyra’ya göre daha gerçekçi; başörtüsü sorunun dağın görünen kısmı olduğunu düşünüyor. Betül ise heyecanlı ve analizci bir zekaya sahip, hayatındaki komiklikleri rahatça kelimelere döküyor, “Başörtüsünün üstüne şapka takınca laik oluyormuşuz” diyor. Hümeyra, henüz 20 yaşında; O da Gülizar gibi Abdullah Gül cumhurbaşkanı “olsa da olmasa da” ümitli olmadığını söylüyor. Aksine yasakların bir toplum mühendisliği projesi olduğunu ve tamamlanacağını düşünüyor. Üçünün buluştuğu nokta, “yasakçıların istediğinin olması” bir diğer ifadeyle, “başörtüsünün eskisi kadar sahiplenilmemesi” “Yıpranma payının farkındayız” diyorlar. “Bizden biri” dedikleri Abdullah Gül ve eşinin tek çare, başörtüsünün ise yeryüzündeki tek sorun olmadığını belirtiyorlar.
Öncelikle imam hatipli ruhuna ne oldu diye sormak istiyorum?
G: Ben 2000 mezunuyum. Eski imam hatip ortamı, milli duyguları sahiplenme yok artık. Okulların orta kısımlarının kapanması, Kur’an eğitimin başlama yaşının 12’ye çıkartılmasıyla bir şeylerin yok olduğunu görüyorsunuz. İnsanlar bunu meşru gibi algılıyor. Televizyonda yayımlanan bir haber diyelim, kafalarını çevirirlerdi yarı çıplak kadın çıkınca. Ama artık kimse çevirmiyor.
Sizce bir kimlik değişimi mi bu?
G: Kabinlerde kimlik değiştiriyoruz. Okula girdiklerinde kendileri olamadıklarını söylüyor insanlar. Başörtüsü örfi değildir. Benim annemde, anneannem de örf diye örtmedi. Ama insanlar geleneksellik, geçmişe aşırı bağlılık, bağnazlık gibi algılıyor.
B: Ben örfi olarak da takıldığını düşünüyorum. Ama giderek bilinçli bir kitle bazı otoriter makamlara gelmeye başladı. Başörtülü bir kadın olarak değil belki ama eşi olarak…
Sizce Abdullah Gül cumhurbaşkanı olunca bir şeyler değişir mi?
G: Ben soruna derinlemesine el atacaklarını sanmıyorum. Vatandaşın güvenini sarsmamak için bir ihtimal başörtü yasağını kaldıracaklar. Halka “bizden biri” demek istiyorlar. Mesleklere geri dönülebileceği, okullarda rahatça okunabileceğine yönelik umudum hala yok. Esnaf çocuğu olduğumdan biliyorum, alım ve satım gücü düşük. Başörtüsü, asgari ücretli ve üç çocuklu ailelerin de sorunu ama öncelikli değil.
B: Abdullah Gül, bizim içimizden çıkmış Anadolu’nun evladı… Ben artık iyi düşünmek istiyorum, hep kötü düşündük de ne oldu? İnşallah iyi şeyler olacak.
H: İyi niyetten maraz da doğabilir…
Peki rejime tehdit olmak ne demek? Sizce Gül’ün eşi ve Gül böyle bir şeye sebep olur ?
Başörtülü bir insanla başörtüsüz insanın aynı şeyleri düşünme ihtimali vardır. Bir insan olsa olsa düşünceleriyle rejime tehdit olabilir. Ayrıca rejime tehdit olmak ne demek? Böyle bir şey yok. Neden başı olacağı devlete düşmanlık etsin? Bu insanlar manevi değer olarak vatanını milletini sevme düşüncesiyle yoğrulmuşlar. Rejim denilen şeyin de ayrıca o ülkede halka hizmet etmesi gerekir. Milliyetçiliğin, devletçiliğin ve rejimpe-restliğin önüne geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. O zaman daha saygıdeğer olur milliyetçilik. Başörtüsü sorunu doğrudan taraf olmak isteyen herkesin sorunudur. Biz bunu rejime düşmanlık olsun diye takmıyoruz. Meselemiz sadece Allah’ın emrini yerine getirmek. Devletinin insanlarına hizmet etmek için okuma mücadelesi verenlerin düşmanlık olsun diye takacağına inanmıyorum.
AK Parti galibiyetle çıktı. Abdullah Gül için yeniden imkan belirdi. Bunda etken neydi sizce?
Seçimlerdeki oy çokluğu Abdullah Gül’ün seçtirilmemesine tepkiydi. Muhtıraya da büyük bir tepki doğdu. Halk çok üzüldü ve yıkıldı. Seçimlerden sonra AK Partinin büyük çoğunlukla başa geçmiş olması, halkın güven kazanmasını sağladı. Gül’ün aday gösterilmesi olması gerekendi. Gül’ün yerine Erdoğan kendisi aday olsaydı, bu Erdoğan’ın koltuk sevdası gibi görülecekti. Sanki bir namus meselesi oldu. İlk turda seçilmemesi de üzücü. Demokrasidir bu, diğerleri elbette aday gösterir ama halkın nabzını tutmuyorlar.
Bu ülkenin en önemli sorunu siz misiniz?
Bizce bu ülkenin en önemli sorunu hak ve özgürlükler. Ekonomik sorunlar da önemli. Bizim gibi yaşayanların diliyle cevaplarsak hak ve özgürlükler büyük sorun. Başörtülü olduğumuz kadar düşüncelerimiz yüzünden de dışlanıyoruz.
n Başörtüsünün eskisi kadar sahiplenilmemesini, bu rehaveti neye bağlıyorsunuz?
B: Arkadaşlara röportaja gelin diyorum. “Konuşunca değişen ne olacak?” diyorlar. Artık sahiplenme bile kalmamış. Başörtüsünü çıkarınca fikirlerin değişiyor. Çünkü ilk zamanlarda peruk takmak zordu ama bakın artık o kadar da değil… Sana kalan vicdan azabı bir yerden sonra örselenerek bitmiş oluyor. Bu sorun ya kökten çözülür ya aynen devam eder. Yaşadığınız tuhaf olaylar oluyor mu okulda?
B: İstanbul İlahiyattayız biz. Bazı okullarda başörtünün üstüne şapka takınca kabul görüyorsun. Bu nasıl bir komikliktir? Sen başörtünün üstüne şapka taktın mı laik bir kız oluyorsun. Bu, “Ben senin kişiliğini bozucam”, “Sen bir idiot olacaksın” demektir. İlahiyat fakültelerinin arasında şöyle bir ayrım başladı. Peruk takamayanlar; zavallılar, peruk takabilenler; biraz şanslılar, başörtüsünün üstüne şapka takanlar en şanslılar!
İlginç gerçekten…?
H: Ne yapalım, biz artık komikliğine falan bakmıyoruz, yeter ki çıkarmayalım diyoruz…
B: Mesela, ben peruğumu okul başladığımdan beri hiç taramadım. Bu da benim protesto biçimim. Bir hocamız diyor ki bana: bu, protest bir kız. Hayır, ben her şeyi değil bana zulmedenleri protesto ediyorum sadece.
n Daha başka…
B: Bir de, bizim eski güvenlik görevlisi çok fena bir adamdı. Peşimden koştu bir kere bağıra çağıra, başörtüyü çıkartmadın diye… Bu insanın sevgilisi kapalı. Sen onun gözlerine nasıl bakıyorsun Allah aşkına? Bu nasıl kraldan çok kralcılıktır.
H: Bakın ben karamsar olarak nitelendirilebilirim ama onlar Çankaya’ya çıksa bile hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum. Biz Tayyip Erdoğan başa geldiği zaman da çok umutlandık. Dolayısıyla Abdullah Gül’ün de Çankaya’ya çıkınca bir şey yapacağını sanmıyorum.
Abdullah Gül’ün kızı başörtüsüyle diploma törenine katıldı. O zaman ne  hissettiniz?

Bu konuyu ilk gördüğümüzde bazılarımız üzülmüştü açıkçası. Yani gururumuza dokunmuştu. “Bizim sorunumuz çözülmeden nasıl böyle bir şey yaparlar” dedik. “Hz. Ömer bunu yapmazdı” dedik. Sonra haksızlık ettiğimizi düşündük ve biz olsaydık, elimize bir fırsat geçseydi aynı şeyi yapardık diye düşündük. Gül’ün kızı bulabildiği en ufak bir ortamda başını örtmek durumundaydı ve örttü. Bizce adaletsizlik yok. Adaletsizlik başörtülü olup, o törende başörtüsüz kalanlara yapılandır. Bunu deneyip elde etmek, adaletsizlik değildir. Ortada bir hak varsa Gül’ün kızına hakkımızı helal ediyoruz.
n Laiklik size uymaz mı? Tanımda anlaşılmayan bir şeyler mi var acaba?
B: Ben bir insanın Müslüman olanını ailem gibi severim. Laiklik “din ve vicdan hürriyetine saygıdır” dedik. Bunca yıl bizlere böyle öğretilmişken, sadece haklarımızın engellenmesi laiklik olarak dayatıyorlarsa bunu kabul edemeyiz. Bu dayatmayı yapanları da demokratik laik göremeyiz. Yahudiye, Hıristiyana, metalciye karışmayan bana da karışmazsa bir sorun yok. n Peki umutlu musunuz şimdilerde? Haklar iade olunacak mı?
B: Umut fakirin ekmeği derler ya öyle arabesk bir durumdayız. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olunca bu insanların mantıklı bir gerekçesi kalmayacak. Ama bu sene okulun kapısına gittiğimde güllük gülistanlık bir ortam da beklemiyorum. En azından insanların Çankaya’da oturan bir Hayrünnisa Gül’ün çok da ‘zararlı’ olmadığını görecek olmaları beni çok umutlandırıyor. İnsanların zaman içinde başörtülü bir insanın zararsızlığını görmeleri durumunda uğraşmayı bırakacaklarını düşünüyorum. Başörtüsü dillere pelesenk olacak bir şey değildir. Özellikle yöneticilerin eşlerinin durumuna çok üzülüyorum. Psikolojik sorunlar yaşıyorlardır Allah bilir. Biz “başörtülü kızlar” olarak tek bir kişiymişiz gibi algılanıyoruz ama onlara tek başına yükleniyorlar.
Türkan Saylan, “Ilımlı İslam”ın gelişinden korkuyormuş. Kendisine bu konuda bir sözünüz var mı?
Sanırım Türkan Saylan’a ilk defa katılıyorum. Ben de asla “Ilımlı İslam”ı kabul etmeyeceğim. “Ilımlı İslam” diye bir şey tanımıyorum çünkü öyle bir Müslümanlık yok. Bu olayın arka yüzünü de fazla bilmiyorum. Öte yandan bu gibi insanlara sözümüz, “Biz bu ülkede yaşıyoruz. Bize alışmak zorundasınız. Biz hep vardık. Kurtuluş Savaşı’nda da Mersin’de bayrak yakıldığında da vardık ve var olmaya devam edeceğiz. Her yerde yaşayan Türklerin Müslümanların acısını içimizde taşıyoruz. Bunu başörtülü bir kadının cumhurbaşkanı eşi olabileceği vesilesiyle ukalalık olarak söylenmiş görmesinler. Direk hakkımı ve hürriyetimizi göz önünde bulundurarak söylediğimiz şeylerdir. Bunun ötesi yoktur.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Yusuf Kaplan’ın Kitap Tavsiyeleri

Mart 8, 2010 at 7:25 pm (Kitap Tanıtımı)

Yusuf Kaplan Hilal TV’de Ayraç Programı İçin Bazı Okuma Tavsiyelerinde Bulunmuş…
Ben de Kaydını Dinleme İmkanı Buldum..
Adı Geçen Kitapları Sizlerle de Paylaşayım..

Medeniyeti Anlama Çabası ve İçnde Bulunduğumuz Medeniyet Krizi İçin Çözüm Üretebilecek Bir Süreç İçin Başlangıç Sadedinde Okunabilecek Eserler..

Roger Garaudy- İnsan ve Medeniyet Destanı
Garaudy’nin Müslüman Olmadan Evvel Yazdığı, Basit ve Herkes İçin Başlangıç Olabilecek Bir Kitap.
Biraz daha Geliştirilmiş Hali ‘Yaşayanlara Çağrı’dır.

Bir Beğeninin Oluşabilmesi, Dil Zevkinin Oluşması, Donanımın Gelişmesi ve Heyecanın Ortaya Çıkabilmesi İçin Okunacak İsimler:
Bediüzzaman, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç..

N. Fazıl- İ. Örgüsü, Çöle İnen Nur
Sezai Karakoç- İslamın Dirilişi, Diriliş Neslinin Amentüsü, Çağa İlhamlar

Çağdaş İslam Düşüncesinde Bu Ülkeden Başlanara Cemil Meriç Okunabilir

Cemil Meriç- Bu Ülke, Umrandan Uygarlığa,  Kültürden İrfana, Mağaradakiler, Kırk Anbar ve Tekrar Bu Ülke

Ve Nurettin Topçu Kesinlikle Okunması Gerekir..
Bugün Bize Hala Bir şey Söyleyen,N. Topçu’yu Büyük Düşünür Yapan  Öncelikli Eseri İsyan Ahlakı Değil Kudret İradesi’dir

Nurettin Topçu- Kudret İradesi

Oradan Meşrutiyet Dönemine Geçiş Yapılabilip,
Sait Halim Paşa, F. Ahmed Hilmi, Ahmet Cevdet Paşa
Yahut İslam Düşüncesinde Kritik Rol Oynayan Gazali-Razi Damarına Geçiş Yapılabilir.

Medeniyet Tarihi Okumalarında

M. Hudgson- İslamın Serüveni
3 Ciltlik Henüz Aşılamamış Bir Eserdir.

M. Hudgson ‘un ‘’İslam’ın Serüveni’’ni Açıkladığı ‘’Tarihi Yeniden Düşünmek’’  Eseriyle Tarih Tasavvuruna Giriş Yapılabilir.

Türkiye’de Medeniyet Üzerine Oryantalist Etkiden Kurtulmuş Çok Fazla Kitap Yok.

Ali S. En-Neşsar-İslam’da Felsefi Düşüncenin Doğuşu
İnsan Yayınlarından 2 Cilt Halinde Çıkmıştır
Yalnız Felsefe Değil Kelam Tasavvuf İslam Düşüncesi İçin İyi Bir Giriş Kitabıdır.

Medeniyet Buhranının Anlaşılabilmesi ve Anlamlandırılabilmesi Sürecinde Cumhuriyet Döneminde Medeniyet Fikrini Geliştirenler Hep Sanatçı  Düşünürlerdir.
N. Fazıl, S. Karakoç, C. Meriç..
Bediüzzaman Öyle Bir Figür Değildir ama Ortaya Koyduğu Performans Böyle Bir Performanstır.
Bu Bağlamda Edebiyat Okumaları İhmal Edilmemelidir.

Sanatçı Olmayan Atlanılmaması Gereken Düşünürlerden
Ali Şeraiti
Ali Bulaç
İsmet Özel
R. Özdenören
E. Güngör

Akranlarımızdan da D. Cündioğlu Dikkatle Okunması Gereken Bir Düşünürdür
Yine Ahmet Davutoğlu..
S. Derinlik Onun Düşünür Çapını Ortaya Koyabildiği Bir Eser Değildir..
Makaleleri Dikkatle Okunmalıdır.
Divan Dergisinde Yayınlanmışlar
Bilhassa Medeniyetlerin Ben İdraki

Bütünü Kavramadan Parçayı Kavrayamayız
Sistematik/Genelden Özele Okumalardan Sonra Daha Akademik Okumalara Geçilebilir..

Yalnız Kitap İsimlerini Değil Ufak Yorumları da Buraya Ekledim..
Videoyu Ekleme İmkanı Bulursam Onu da Bir Ara Eklerim..


Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Onun Saati Allah’ın Yanındadır…

Kasım 28, 2009 at 9:16 pm (Sinema)

’dinle..

mırıldanıyor dünya:

kurulu bir düzenim var bu kıyamet neyin nesi..’’

İbrahim Tenekeci

Bu Hafta Vizyondaki Filmler İçinde 2012 Dikkat Çekiciydi.  Biz de Gidip Gördük. Roland Emmerich Felaket Filmlerinde Ehil Bir İsim Daha Önce Çektiği  ‘The Day After Tomorrow’ ve ‘10000 bc’  Hatırına Bir Kez Daha Az Çok Nelerin Olabileceğini Tahmin Ettiğimiz Bir Felaket Filmi İçin Sinemadaydık.

Efendim 2012 Diğer Tüm Felaket Filmlerinden Olduğu Üzre Herkes Ölür Amerikalılar Ölmez Ne Büyük Kahramandır Amerikalılar ve Dünyayı Kurtarırlar Teması Etrafında Dönüyor.

2012’de Görsel Şölen Denilen Şey Tam Anlamıyla Mevcut  (Mezkûr Diğer Filmlerde de Öyle). Eleştirilecek Birçok Yanı İle Birlikte Farklı Düşüncelere de Sevk Eden Bir Film 2012.

Filmi İzleyip Döndükten Sonra Henüz İzlememiş Olanlara Anlatmak İzlemiş Olanlarla Üzerine Haspihal İçin Filme Dair Bir Şeyler Yazayım Diye Bilgisayarı Açınca Âdetimiz Olduğu Üzere İlk Olarak Eilahiyat Daha Sonra Dünyabizim Sitelerini Açtık ve Gördük Ki Dünyabizim’de Zeki Bulduk Ağabey de 2012’yi İzleyip Okurları İçin Güzel Bir Yazı Yazmış. Zeki Ağabeyin Yazısını Görünce Vazgeçer Gibi Olsak da Niyetimizi Bozmuş Olmayalım Diye Bismillah Dedik.

Filmin Henüz İlk Sahnelerinden Başlayan ve Devamında da Ardı Arkası Kesilmeyen Esas Adamın Yer Yarılıp İçine Girdikten Sonra Oradan Çıkıp Uçağa Yetişmesi, Limuzinle Yer Kırklarından Kurtulması, Sadece Birkaç Saat Eğitim Aldığını İddia Eden Tecrübesi Sıfır Pilotun Yıkılan Binaların, Patlayan Volkanların Arasında Akrobatik Pilotluğu, İnsan Irkını Kurtaracak Nitelikte Devasa Geminin Evereste Çarpmaya Birkaç Metre Kala Yapmış Olduğu Manevra ve Daha İlginci Felaketin Her Türünden (Deprem, Yanar Dağ Patlamaları, Tsunami, Yıkılan Gökdelenler) Koşarak Kaçabilmeleri Gibi Mantık Hatalarına Değinmeyeceğim Zira Böylesi Bir Filmi İzlerken Keyif Alabilmenin İlk Şartı Fiziki Kanunları Çok Dikkate Almamaktır Herhalde..

Yine de Amerikan Filmleri Klişeleri İçin Bir Link Paylaşayım:

Http://Vliegendenederlander.Blogspot.Com/2008/10/İren-10-Korku-Filmi-Kliesi.Html

Bu Tarz Filmler İşte Tam da Böyle Klişelerle Dolu Olsa Dahi Yalnız Görsellik İçin Seyredilebilen Filmlerdir Deyip Ahkam Kesmeye Başlamadan Filme Dönelim…

…..

Önce Özetleyelim..

Güneşte Bir Şeyler Oluyor ve Bu Durum Dünyaya Tesir Ediyor. Dünyanın Çekirdeği Isınmaya Başlıyor, İyice Sıvılaşıyor Çekirdek Bu Hale Gelince Kıtalar Yer Değiştiriyor  Falan..

Hindistan’da Bir Yerlede Bir Labotuvar Var Orada Amerikalı Siyahî Bir Jeolog Fark Ediyor. Amerikan Başkanına Haber Veriyor O Diğer Zengin Ülke Başkanlarını Topluyor Sonra Bunlar Bir Plan Yapıyorlar..

Süper Gemiler Yapar Kurtuluruz Falan Diyorlar. Tabi Herhalde Ucuza Gelsin Diye Bu Gemileri Çinlilere Yaptırıyorlar.. Bu Esnada Çin’de İşlerin Nasıl Yürüdüğünü de Görmüş Oluyoruz Böyle Adamları Toplayıp Götürüyorlar Falan.. Tabi Bu Bir Sır Olduğu İçin Kimse Ne İçin Çalışmaya Gittiğini Bilmiyor Başta Tibet’ten De Birilerini Götürüyorlar Bu Sonra Önemli Olacak Şimdilik Aklınızda Tutun🙂 .

Gemiye Binebilmek İçin Kişi Başı 1 Milyar Euro Ödemek Gerekiyor. Tabi Bunu Öğrendiğimiz Sırada Dünya Adına Seviniyoruz İyi ki Bu Bir Film ve Gerçekte İnsan Nesli  Bu Kapitalistlerce Devam Ettirilmeyecek Diye…

Neyse İşte Çin’de Bir Yerlerde Bu Gemiler Yapılırken Amerika’da Acaip Şeyler Oluyor..

Filmin Esas Adamı ‘Kaybolan Atlantis’ Adında Yalnızca 120 Adet Satan Bir Kitabın Yazarı ve Süper İngilizce Aksanıyla Bence Filmin Favori Karakteri Olan Rus Milyarderin Şoförlüğünü Yaparak Hayatını Kazanıyor.  Adamın Eski Eşi ve Çocukları Bir Estetik Cerrahının Evinde Yaşıyorlar. Şuna Dikkat Çekelim Adamın Oğlu 8-9 Yaşlarında Adı Noah (Nuh- Nu Tufanı Falan Hani) Kızı da 7 Yaşlarında..

Adamın Adı Jackson.

Jackson Çocuklarıyla Çok İlgili Bir Baba Değil ama Nasıl Oluyorsa Bir Gün Onları Kampa Yellowstone Parka Götürüyor.

Asıl Film Şimdi Başlıyor(Evet Sadık Battal Kitabına Atıf Var Bu Cümlede :)) Neyse İşte Bu Yellowstone Her Şeyin Başı Oluyor Diyebiliriz.

Burada Bir Meczup Var. Başka Amerikan Filmlerinde De Rastlayabileceğiniz Tek Kişilik Ekibiyle Dünyaya Sesini Duyurduğu Bir Radyosu Var ve Oradan Kıyameti İlan Ediyor.

Malum Oluyor Herhalde..

Bu Meczup Radyocu İle Jackson Karşılaşıyorlar ve Adam Biranda Tüm Hikâyeyi Buna Özetliyor Dünyanın Başına Gelecekleri, Zenginlerin Gemilerle Kaçacağını Uzaya Gideceğini Falan Söylüyor (Burada Yanılıyor) Ama Tabi Ki Esas Adam Bu Mantıksız Hikâyeye İnanmıyor Ta Ki Şoförü Olduğu Rus Milyarderin Oğullarından Biri Ağzından Kaçırana Kadar.

Siz Öleceksiniz Bizim Büyük Gemiden Biletimiz Var Diyor Gıcık Çocuk. Tabi Esas Adam Hemen Olayı Çözüyor. Ailesini Kurtarmak İçin Süper Planlar Yapıyor Kargo Uçağıyla Lavların Arasından Kaçmak Gibi Neyse Oraya Daha Gelmedik..

İşte Bu Esas Adam Bir Uçak Kiralıyor ve Ailesinin Yanına Yani Eski Eşinin Yeni Eşinin Evine Gidiyor Zaten O Sırada Depremler Başlamış Falan Ev Yıkılıyor Bunlar da Durumu Görüp Hemen Onun Sözüne Tabi Oluyorlar. Acaip Sahneler Var Burada Şimdi Bunlar Bir Kapısı da Olmayan Limuzindeler Sonra Büyük Depremler Yanardağ Patlamaları Falan Ama Hiç Sıkıntı Değil Hepsinin Alt Edebiliyorlar Bu Limuzinle Görmeye Değer Kesinlikle…

Bunlar Limuzinleriyle Koşup Yellowstone’a Gidiyorlar Hemn Orada Meczup Kişiyi Bulup Ondan Bu Büyük Gemilerin Bulunduğu Gemilerin Yerini İşaret Eden Haritayı Alıyorlar Bunlar Gittikten Sonra Meczup Radyocu Dünyaya Nasihatte Aman Dünyalılar Tanrılarınızla Arayı Sıkı Tutun Diyor. Ve Muhteşem Görüntüler Eşliğinde Bir Kara Bulut İçinde Kayboluyor. Bu Harita Olayında Esas Adam Uçuruma Düşüyor Sonra Çıkıyor Oradan Koşarak Uçağa Yetişiyor Falan Çok Muhteşem Şeyler Yani ; ) .

Bu Arada Pilot Kim?

Pilot Adamın Eşinin Sevgilisi Ama Aslında Pilot Değil ama  Bir Görseniz Yıkılan Gökdelenlerin Arasında Yaptığı Acaip Manevraları Falan Neyse İşte Oraları Görmek Gerek..

Burada Virgül Koyup Şuraya Dönüyoruz Hani Şimdi Bunlar Taa 2009’da Olayı Çözdüler Ya Yani Amerikalılar..

Bunlar Hazırlıklara Başlıyorlar Ama Tek Hazırlık Malum Gemiler Değil Her Cins Hayvan ve Daha Önemlisi Böyle Sanat Eserlerini Falan Topluyorlar ama Öyle Alıp Kaldıralım Gemiye Şeklinde Değil Birebir Kopyaları Yapılıyor Bunların ve Gizlice Değiştirilip Asılları Sonraki Hayat İçin Alıkonuyor.

Neyse Devam Edelim İşte Bunlar Uçağa Bindiler Ya Büyük Güçlükler Atlatıp Ulaşıyorlar Çok Muhteşem Serüvenler Yaşayarak Gemilerin Yapıldığı Yere. Yolculukları Sürecince Muhteşem Görüntüler Var..

Hani Yukarıda Bahsettiğimiz Tibet’ten Götürülen İşçiler Var ya Onlardan Birisi Ailesini Bu Gemilerden Birine Almayı Planlıyor Tabiî Ki Amerikalılara Tahsis Edilen Gemi Oluyor Bu Yine Bir Sürü Aksilik Falan Neticede Bunlar Gemiye Binmeyi Başarıyorlar.

Tabi Burada Film Fazlalıklardan Arındırılıyor Mesela Esas Adamın Eşinin Sevgilisi Ölüyor Ki Aile Saadeti Kaldığı Yerden Devam Edebilsin.

Benim İçin Filmin Yıldızı Rus İşadamı da Çocuklarını Kurtarıyor Ama Ölüyor. Büyük Kayıp.. (Aksanı Duymalısınız –This İs aRussian)

Yine Bir Geri Dönüş..

Bu Gemilere Büyük Uçaklarla Geliyorlar Her Ülkeden Uçaklar Kalkıyor Bileti Olanları Gemilere Getiriyor Falan İşte Bu Uçaklara Binmeyen İki Devlet Başkanı Var Halkıyla Kalmayı Tercih Eden Siyahi Amerikan Başkanı ve Dua Eden İtalyan Başkanı.

Amerikan Başkanının Öldüğü Sahne Manidardı. Üzerine Bir Uçak Gemisi Düşüyordu Hani Şu Körfezde Bekleyenlerden.. Daha Fazlasını Yazmayacağım!

İtalya Deyince Aklıma Geldi Vatikan Yıkılırken Orada Bir Tablo Var Tanrı ve İnsanı Temsil Eden Resim Tam da Tanrı ve İnsanın Arasından Kırılıp Parçalanıyor.

Bunlar Gemiye Son Anda Bindi Ya Salonda Bir Sevinç Havası Falan

Milyarlarca İnsan Dışarıda Ölüyor Birkaç Bin Kaitalistin Kurtulması  İnsanlarda Zafer Havası Yaratıyor.. Mesela O Filme Göre Sen Ölüyorsun Evet Başardı Diyen Kız!!

Neticede Umut Afrikada..

Herkesin Kıyamet Sandığı Bu Şey Bir Afetmiş Demek Ki Çünkü Afrika’da Kurtulan İnsanlar Var. Bunlar da Rotayı Afrika’ya Çeviriyorlar ve Film Bitiyor..

Filmin Sonunda Bir Dünya Görülüyor Arabistan Sular Altında Kalıyor Kabe Battı mı Batmadı mı Diyenlere Bunu da Haber Vermiş Olalım.

Film Kesinlikle Uzun Çok Uzun ama Çok Azı Hariç Sıkmıyor. Gemiler Hareket Edeceği Sırada Kapağıyla İlgili Sorun Oluyor da Uğraşıyorlar Falan Oralar Biraz Sıkıcı..

Yalnız Şurası Dikkat Çekici Madem Afrika Sular Altında Kalmadı Orada Kalan Afrikalılar İnsan Neslini Devam Ettirirdi.

Boşuna Masraf!

Afrika O Afetten Kurtuldu ama O Gemilerde Hayatta Kalmayı Başaranlar, Yani Her Biri 1 Milyar Euro Değerinde Olan Bu Adamlar Afrika’ya Ulaştığında Onlardan Kurtulmaları İhtimal Dahilinde Görünmüyor. Yapıkları Yapacakları Falan Filan…

ve Bitirirken Muhterem İbrahim Tenekeci Nasıl  Buyuruyorlar:

deprem diyorum, bırak soğusun
her şeyi alttan alan allah’ıma hamdolsun.

Güzellik uykusu

Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

Üç Köpük

Ekim 29, 2009 at 2:31 am (Kitap Tanıtımı, Tavsiye)

üç köpükBaştan Sona Sondan Başa Ortadan Sağa ve Sola.. Çile’den Sonra Başucu Kitabım Oldu Bilmem Kaç On Defa Ya da Daha Fazla.. Ne diyor İbrahim Ağabey: İçimden Dedim Beraber Yürüyelim Olur mu.. ve Daha Neler Neler..

Okunmalı Ezberlenmeli Hatta Anlaşılmalı Bile…

Bir Güzel Kitap Üç Köpük, Sözü Yormayan, Sanırım Peltek Vaiz’de ‘Dümen Bile Kıramam İncinir Diye Rota’ Diyen Güzel İnsan İbrahim Tenekeci’nin Hangi Eserinden Daha Güzel Olduğuna Karar Veremediğim İlk Göz Ağrısı..

Dergah Yayınlarından Çıkan İlk  Baskısına Ulaşmayı Çok İsterdim ama Şimdillik Onun Sadece Fotoğrafı Var Elimde.. Diğerleri Gibi Bu da Profil Yayınlarından..

..

”Akıl, Git Başımdan”

Ben Bu Cümle ile Düştüm Peşine.. Sonra Tüm Kelimelerini Sevdim ama İlk Bu Cümleydi İbtilamızın Başlamasına Sebep..

O da Bu Kitaptan..

Belki de Bunun İçin Çok Özel Bu Kitap Ya da Şunu Dinleyin..

”Bir Hayat Mahçup veDuru

Tanrım

Gülleri ve Sessiz Harfleri Koru”

Hangi Birinden Bahsetsem..

‘efendim’e vermek için
yirmi yedimden gün aldım
yirmi yetimden gül.

bir bilseniz efendim
için için ateşe verdim içimdeki beni
ah beni
hangi vadiler istedi de gitmedim
kıskandım da ne oldu hayattan kendimi.

ah efendim, sorar durur can;
nasıl bir sondur bu,
kaçtıkça yakınlaşan
kaçtıkça yakınlaşan…

derdimi anlattım efendim
derdimi anlattım, sözü yormadan.
oturup dua ettim, yalvardım;
akıl, git başımdan.”

Daha Neler Neler Var..

Kitabın İlk Şiiri..

Mırıldanmalardan

”içimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu
beraber yürüyelim olur mu.”

ve İlerleyen Sayfalardan  ..
benim saskinligim sizinkine benzemez
hayrete dusurur beni umursamadiginiz seyler
mesela irmaga binen balik
gunesi siritnda tasiyan dag

Uzun Zamandır İlk Defa Kitap Yanımda Değil ve Bu Akşam Sizelere Bahsetmek Geldi İçimden Ezberimdeki Kelimelere Saatinde 04.26 Olması Dolayısıyla Güvenemiyorum..

Sözün  Büyüsünü Bozmadan Susmalı..

 

Vesselam

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Reha

Eylül 17, 2009 at 8:54 pm (Kitap Tanıtımı)

rehaReha

Nurettin Topçu

Dergah

Reha kanadının biri kırık muti bir çocuk,

Reha, Niyazi’nin saadeti için muhtaç olduğu kadın…

Ahh Reha..

~~~

Reha ile İsmail Kara Hocanın sözü ‘’dilde hayali gözde’’ eserinin Nurettin Topçu ile ilgili bölümünde tanıştık..Ezel Erverdi, Orhan Okay ve İsmail Kara Hoca bir gün Nurettin Topçu Üstadın yeğeni Ayşe Hanımı ziyaret ediyor ve Nurettin Topçu’nun evrakı içinde buluyorlar bu hazineyi..

Reha’nın müsvettesi arap harfleriyle, birkaç fotoğraf var hatta romanın sonunda..

Nurettin Topçu’nun iptidai eserlerinden Reha, 17 yaşında bir delikanlıyken başlıyor Reha’yı yazmaya Üstad ve muhtemelen Paris’ten döndükten sonra bitiriyor..

***

Onulmaz buhran içerisinde yüreğini diyardan diyara, cepheden cepheye savurup teselli bulamayan Reha’da sukûnu arayan Niyazi..

Niyazi’yi emin bir liman kabul eden fırtına sonrası güneşi görür görmezmez ona ihanet eden Reha..

Kendisine bahşedilmiş nimetin, Niyazi’nin saadetinin yani Reha’nın farkında olmayan Naci bey..

Bir garip çocuk Pakize..

Niyazi’nin aşktan nefrete nefretten hissizliğe ve O’na uzanan öyküsü…

…Niyazi..

… Reha… ve Naci…

Çok Niyazi tanımadım ama ne çok Reha ne çok Naci var…

Kızmalı mı Rehaya.. Nefret mi etmeli!

Hodgam yalnzlığı içinde Niyazi’ye yer yok muydu?

Evet hissi yaklaşıldığında böyle söylemek geliyor insanın içinden ama Reha ona vaat ettiği aşkın farkında olmasa da Naci ile evliydi…

Naci, Paşa çocuğu Naci.. kainatın tüm saadeti ayaklarına serilmiş, Reha aşk dilenen gözlerle ona bakıyordur da kendisine bahşedilen nimetin farkında olmaz ‘’Naci Bey’’ler..

Oysa Niyazi.. Onun Saadeti için muhtaç olduğu tek şey Reha’nın ızdırabının nihayet bulması..

Reha biran olsun yüreğinde bir yerde ince sızıyı hissetmiş herkese hitap eden bir roman ..

Reha her insan gibi, her kadın gibi..

Her maşuk Reha’da kendinden bir şeyler bulup vicdan azabı çekebilir..

Niyazi ne vakit terk-i diyara niyet etse okuyucu onunla valizlerini hazırlayacak, zaman zaman gözyaşlarıyla ama bir yerlerde bir şeyler hissederek okunacak bir roman..

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Bir Başka Açıdan ‘’KEMALİZM’’

Eylül 13, 2009 at 4:22 pm (Kitap Tanıtımı)

Kemalizm.

Yakın Tarihimiz Serisi -I

Abdurrahman Dilipak

Beyan Yayınları

504 s.

Kitap beyan yayınlarınca üç kitaplık bir serinin ilk kitabı olarak 1988 yılında neşredilmiş. Elimde 1988 tarihli üçüncü baskısı mevcut. Serinin ikinci kitabı tek partili dönemi, üçüncü kitabı demokrat partiyi ele alıyormuş henüz bu kitapları inceleme fırsatım olmadı.

Yakın tarihimiz serisinin bu ilk kitabında Abdurrahman Dilipak alışık olduğumuz üslubundan farklı şekilde yalnız belgelerle yetinip yorum yapmamayı tercih etmiş.

Kemalizm gibi hassas bir konunun yazılmasından olsa gerek kitap kuru ve sıkıcı bir üslupla yazılmış. Aynı sonuca götüren birçok belge paylaşılmış haliyle tekrarlar kitabı sıkıcı bir hale getirmiş.

Kemalizm ile ilgili temel kavramlar sonrasında..

Kitap ilk olarak 30 sayfa kadar Mustafa Kemal’in doğum günü meselesini ele alıyor. 1880-1881 olması ihtimalleri ve doğum günü olarak belirlenen 19 Mayıs tarihinin sembolik olması üzerinde öyle uzun duruluyor ki bu nereye varacak diye merakla okuyup neticede hep aynı şeyleri söyleyen o kadar rivayetten sonra hiçbir yere varamıyor ya da ben anlayamadım neden bu derece derinden irdelendiğini.. M. Kemal’in tek kusuru doğum tarihinin yalan olması olsun..🙂

Atatürk ve Din başlığı altında M. Kemal’in bazı görüşlerine belgelerle yer veriliyor ve bizim kanaatimizce ayrı bir başlık olarak değerlendirilmesi gereken Mustafa Kemal ve Dil’de bu başlık altında arap harflerine düşmanlık temasıyla incelenmiş ( istiklal mahkemeleri bahsinde çok kısaca harf devrimine değinilmiş ama güneş dil nazariyesine hiç yer verilmemiş. Kitabın büyük eksiklerinden biri)

Atatürk ve Rakı & Atatürk ve Kadın başlıklarında M. Kemal’in sofralarına ve kadınlarla münasebetine 110 sayfa tahsis edilmiş. Evvelen lüzumsuz gibi görülse de ahlaki erozyonun nasıl planlı bir proje olduğunu ortaya koyması bakımından calib-i dikkat örnekler var bu bölümlerde.

İstiklal Mahkemeleri bölümünde alıntılanan belgelerin soğukluğunda kalmış rakamsal verilerle iktifa edilmiş. Ancak meselenin hassasiyeti ve t.c’nin bu mevzuda yazanlara göstermiş olduğu reaksiyonu düşününce yazarın takdirine saygı duyuyoruz!.

Kitabın son bölümlerinden biri de Tanrılaştırılan Atatürk. ‘’tanrı ölmez, o dilerse görünür bir müddet…’’(n. Tevfik), ‘’ tanrı gibi görünüyor her yerde , topraklarda denizlerde göklerde..’’(b. Yönetken), ‘’ …şimdi ilah oldu yükseldi o…’’ (v. Sungur) gibi beyitlere , şiirlere, M. Kemal için yazılmış ağıtlara yer verilmiş. M. Kemal için yazılmış mevlit metni de bu bölümde.

Birkaç sayfalık alıntılarla M. Kemal’in masonluğu irdelenmiş.

Eserin son birkaç sayfasında müellif kısaca ‘’Kemalizm’’ meselesinin artık irdelenmesi gerektiğini naif bir üslup ile dile getirmiş.

Sıkılmışlık ve kızgınlıkla okuyabileceğiniz bir kitap.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Halkın İslam Anlayışının Kaynakları

Eylül 3, 2009 at 10:35 pm (Kitap Tanıtımı)

halkın islam anlayışıMarmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Hasan Cirit Hocanın Hadis Sahasında Yapmış Olduğu Çalışmaların Bir Ürünü Olarak 2002 Senesinde Yayınlanan ‘’Halkın İslam Anlayışının Kaynakları’’ Adlı Eseri Kıssacılık Konusuna İlgi Duyanlar İçin Kapsamlı Malumat İçermektedir. 1960 Yılında Trabzon’da Doğan Hasan Cirit 1977 Yılında Trabzon İmam Hatip Lisesinden Mezun Oldu. Samsun İslam Enstitüsünden Mezun Olduktan Sonra 1997 Yılında Marmara Sosyal Bilimler Enstitüsünde ‘’Vaaz Kıssacılık Ve Kussa’’ Konulu Doktora Tezini Tamamlayıp Doktor Oldu. Halen Marmara İlahiyat Fakültesi Hadis Kürsüsünde Görevli Olan Hasan Cirit’in Halkın İslam Anlayışını Derinden Etkileyen Vaaz Ve Kıssacılığın Tarihi Üzerine Telif Ettiği Eseri Halkın İslam Anlayışının Kaynakları Adını Taşıyor. Eserinde Kıssacılığın Tanımı, Kuran Ve Hadisteki Yeri, Tarihi Gelişimi, Emevi ve Abbasi Dönemlerinde Kıssacılığa Bakış, Hadis Uydurmada Kusasın Tesiri ve Vaaz-Kıssacılık Hususunda Klasik Dönem Eserleri Konuları Dört Ayrı Bölüm Altında İzah Etmiş. I. Bölüm: Vaaz, Tezkir Ve Kıssa II. Bölüm: Vaaz Ve Kıssacılığın Tarihi Gelişimi III. Bölüm: Vaaz Ve Kıssacılığın Hadis Uydurmaya Etkisi IV. Bölüm: Vaaz Ve Kıssacılıkla İlgili Eserler Hasan Cirit, 1997 Yılında ‘’Hadiste Vaaz Kıssacılık ve Kussas’’ Adıyla Yayınlanan Doktora Tezinin Geliştirilip Yeniden Tertiplenmesiyle Ortaya Çıkan Eser, Bir Giriş ve Dört Bölümden Oluşuyor. Her Bölümün Sonunda Yer Alan Değerlendirmeler ve Kitabın Sonundaki Sonuç Bölümüyle Kıssalar Hususunda Hazır Bilgi İçeren Eser Çamlıca Yayınlarından 2002 Yılında Çıkmıştır.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Next page »